Darbeci Zihniyetin Karşısındayız

Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, Kanal 7 Ankara temsilcisi Mehmet Acet'in sunduğu Başkent Kulisi programında siyasetin gündeminde öne çıkan konularla ilgili sorulara cevap verdi. Açlık grevlerinin bitirilmesinden idam cezasıyla ilgili tartışmalara kadar birçok konuya değinen Bakan Kılıç, AK PARTi’ye yönelik eleştirilere ise, “Ne Özal gibi geldik, Ne Demirel gibi gideriz. AK PARTi, AK PARTi gibi geldi ve AK PARTi gibi devam edecek” şeklinde yanıt verdi.

 

Uzun bir süredir devam eden açlık grevlerinin bitirilmesinin sevindirici olduğunu belirten Bakan Kılıç, ölüm orucunun meşru bir hakkı talep etme yöntemi olmadığını söyledi. Ölüm oruçlarında her talep edilenin gerçekleşmesi halinde ülkenin yönetilemez hale geleceğini ifade eden Bakan Kılıç, “Yarın öbür gün kalkar, bir grup genel af için ölüm orucuna yatacak olursa o zaman ülkede genel af mı ilan edeceksiniz? Bir başkası da gerçekleşmesi imkansız amaç için ölüm orucuna yatacak olursa o zaman o gerçekleşmesi imkansız ya da toplumun genel kabulleriyle örtüşmeyen amacı gerçekleştirerek mi o açlık grevini ya da ölüm orucunu sonlandıracaksınız? Burada rasyonel davranmak lazım. Gerçekleşmesi imkansız bir takım talepler peşinde, Hükümet'i köşeye sıkıştırma amaçlı bu tür yaklaşımları hem yapacaksınız hem de Hükümet'in tavrını ölüm oruçlarını uzatmaya yönelik bir tavır olarak göreceksiniz. Bu haksızlık. Demokratik idarelerde ölüm orucu ya da açlık grevi gibi insan hayatını pazarlık konusu yapan girişimler bir hak arama yöntemi değildir. Hükümet'ten ilk günden itibaren yapılan açıklamalarda insan hayatının tartışmaya açılmaması gerektiği vurgulandı. Ölüm orucunun doğru bir yöntem olmadığı vurgulandı. Açlık grevi gibi girişimlerin hak aramanın meşru yolları olmadığı vurgulandı. Bir hükümet daha ne desin?” dedi.

 

 

 

 

BDP’li milletvekilleri ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da açlık grevine katıldığının hatırlatılması üzerine Bakan Kılıç, “Ölüm orucuna sonradan katıldığını söylediğiniz kimler? Diyarbakır’ın seçilmiş başkanı. Diyarbakır gibi bir metropolün Büyükşehir Belediye Başkanı seçileceksiniz, kendimi ifade etmek için başka bir yol kalmadı diyeceksiniz. Ölüm orucuna son 2-3 gün içinde katılanlar arasında kimler var? Seçilmiş milletvekilleri. Milletvekili olarak seçileceksiniz, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında grup kuracaksınız, her gün Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında konuşma hak ve imkanına sahip olacaksınız, bu ülkenin gazete ve televizyonları sonuna kadar size açık olacak, her görüşünüz, her açıklamanız ana haberlerde uzun uzadıya verilecek ve kalkacaksınız ‘Kendimizi ifade etmek için başka yol ve yöntem kalmadı’ diyeceksiniz. Bunların inandırıcı bir tarafı yok ki. Maksatlı girişimler. Eskiden hatırlayın, sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki arama kontrol noktaları kaldırılsın, terör biter diyen bunlardı. Ana dilin öğrenilmesi için özel kurslar açılsın, terör biter diyen bunlardı. Ana dilimizde yayın yapan bir televizyon, radyo kanalı bulunsun. Ana dilde yayın yapabilen bir gazete, bir mecmuanın yayınlanmasına imkan sağlansın, terör bıçak gibi kesilir diyen bunlardı. Bu saydıklarımızın hepsi fazlasıyla olduğu halde şimdi daha yüksek bir eylem talebiyle, daha fazla ses getirmenin arayışındalar” cevabını verdi.

 

 

 

“İdam Cezasına Karşı Değilim”

 

 

 

İdam tartışmalarına da değinen Bakan Kılıç, bir hukukçu olarak idam cezasına karşı olmadığını söyledi. Hükümet'in bu konuda ortak bir kararı olmadığını da dile getiren Bakan Kılıç, "Rasyonel davranabilirsiniz, politikanın gerekleri sizi bu yönde adım atmaya zorlayabilir. Ya da tam üyesi olmaya çalıştığınız Avrupa Birliği’nin gerekleri nedeniyle ölüm cezasının Türk hukuk sisteminden çıkarılması gerekmiş olabilir. Bunlar gerçekçi, günün koşullarıyla bağdaşan, politikanın ve diplomasinin seyri istikametinde atılması gereken adımlar olarak görülebilir. Buna itirazım yok. Ama genel manada Türk toplumuna baktığınız zaman özellikle bazı suçlarda toplumun büyük ekseriyetinin ölüm cezasından yana bir tavır içerisinde olduğu gözükecektir” diye konuştu.

 

 

 

Türkiye'de ölüm cezasını AK PARTi Hükümeti’nin kaldırmadığını kaydeden Bakan Kılıç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

 

 

 

“Oradaki nüansı görmek lazım. AK PARTi programıyla, tüzüğüyle, eylem planıyla 3 Kasım 2002'den sonrasına yönelik olarak AK PARTi'nin attığı adımların sorumluluğunu AK PARTi'lilerde görmek lazım. Şunu da görmek lazım, ölüm cezası bir ilkellikse Amerika Birleşik Devletleri’nde de ölüm cezası var. Özgürlüklerin anavatanı, beşiği olarak kabul ediliyor. Her fikrin, her görüşün, her etnisitenin, her dilin kendisini özgürce ifade ettiği bir ülke olarak kabul ediliyor. Avrupa hukuk sisteminin parçasıyız tabii ki. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne tabiyiz. Avrupa Konseyi üyesiyiz. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesiyiz. Tam üye adayı bir ülkeyiz. Tabii biz Avrupa Birliği için bunca adımı atarken, bunca hamleyi yaparken, bunca reformu yaparken Avrupa Birliği Türkiye'nin tam üyelik sürecine yönelik olarak veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin aldığı sözlerin gerçekleştirilmesi yönünde hangi taahhüdünü gerçekleştirdi? Verdiği hangi sözü tuttu? İdam konusu tartışılsın, tartışılmalı. Başkanlık sistemi de  tartışılmalı, yeni anayasa konusu da tartışılmalı. Değil mi ki biz özgür ve demokratik bir ülkeyiz. Bugünün diplomatik, politik tercihleri ya da bugünün rasyonel seçenekleri bu konuda bugün için adım atmayı gerekli kılmayabilir; ama yarının diplomatik ya da politik seçenekleri veya yarından itibaren şekillenecek başka rasyonel süreç, bir başka gerçekçilik zemini bu konunun daha esaslı bir şekilde tartışılmasını gerekli kılabilir. Benim görüşüm Sayın Başbakan'ın ifadelerini bağlamaz. O anlamda ihtiyatlı konuşuyorum.”

 

 

 

“AK PARTi, AK PARTi Gibi Devam Edecek”

 

 

 

 

AK PARTi'nin reformcu kimliğini kaybedip statükocu bir yapıya dönüştüğüne yönelik eleştirilerin haksız olduğunu da vurgulayan Bakan  Kılıç, bu eleştirileri yapan kesimlerin AK PARTi'nin reformlarına standart ve kararlı destek vermediğini söyledi. Sert eleştiriler aldıkları demokratik açılım sürecinin tıkanmasının en önemli aktörünün  BDP olduğunu belirten Bakan Kılıç, liberal kesimlerin bu engellerin kaldırılmasına yönelik motive edici, cesaretlendirici adım atmadığını kaydetti. AK PARTi'nin reformlardan geri adım atmasının mümkün olmadığını da vurgulayan Bakan Kılıç, AK PARTi’nin yenilikçi bir hareket olarak Türk toplumunun genel kabulleri arasında birinci sıraya yerleşmesinin reformist özelliğinden kaynaklandığını belirterek, "AK PARTi’nin yenilikçi yüzü, AK PARTi'nin değişimci yüzü, AK PARTi'nin özgürlükçü yüzü; demokrasinden ve hukukun üstünlüğünden yana tartışmasız bir şekilden yana tavır koyan yönü AK PARTi'yi AK PARTi yapan en esaslı değerlerdir. Biz buradan kopamayız. Ne Özal gibi geldik, Ne Demirel gibi gideriz. AK PARTi'nin yoğurt yeme üslubu var. AK PARTi, AK PARTi gibi geldi ve AK PARTi gibi devam edecek" şeklinde konuştu.

 

 

 

 

“Darbeci Zihniyetin Karşısındayız”

 

 

 

AK PARTi’nin üst üste 7 seçim kazandığını ve ülkeyi 10 yıldır tek başına yönettiğini hatırlatan Bakan Kılıç, otoriterleşme söylemlerini haksızlık olarak gördüğünü söyledi. Dünyanın birçok ülkesinde iktidarın tek parti veya koalisyonlar tarafından kullanıldığını vurgulayan Bakan Kılıç, şöyle devam etti: “Her ülkede bir tane lider vardır. O liderin yönetim seçenekleri, mutlaka rengini yönetim tarzına, üslubuna yansıtır. Bunun dışında zaten yönetemezsiniz ki. Muhafazakar demokrat siyasal kimlik AK PARTi’nin kendi siyasal tanımı. Bu siyasal tanımı Türk siyasetine biz kazandırdık. Buna göre de kendimizi konumlandırdık. Ama muhafazakar demokrat bir yaşam biçimini benimsemiş olmamız, kimseye muhafazakarlaşma baskısı yapacağımız anlamına gelmez. Kimsenin kişisel yaşam tercihlerine müdahale etmek gibi bir hakkımız yok. Ta ki o kişisel yaşam tercihleri bir başkasının özgürlük alanına müdahale etmesin. Devleti dönüştürmek, karşı devrim ya da birtakım kazanımların reddedilmesi, terk edilmesi gibi yaklaşımlar tamamen akla ziyan yaklaşımlar. Bilakis Cumhuriyetin kazanımlarını tahkim eden bir siyasal iktidar oldu AK PARTi iktidarı. AK PARTi neyin dönüştürücüsü olabilir? Türkiye’de her an siyasal iktidarları darbelerle iş başından uzaklaştırabileceğini düşünen zihniyetler vardı. Bunun karşısındayız. Bunun karşısında kaya gibi duracağız. Neyle duracağız? Hukukun üstünlüğüyle duracağız. Topla tüfekle değil. Devlet içinde devlet olmaz. 75 milyonun aklının kesmediğini 7-8 kişinin aklının kesmesi mümkün değil. Bu hukuka da demokrasiye de uygun değildir. Jakobenlik arıyorsanız jakobenlik burada. Demokrasi dışı otoriter yönelimler arıyorsanız demokratik dışı otoriter yönetimler burada. Sevseler de sevmeseler de milletin seçtiklerine saygı göstermeyi öğrenecekler.”